|
Gazetezara yayınları
Umut Tacirleri
BGG evleri, sözde müzik yarışmaları, kadın paparazzi programları televizyonları kasıp kavuruyor. Bu programların sunucuları reyting uğruna insanları alabildiğine kullanıyor. Programlar sonlanınca geride bir yığın mağdur bırakıyor. Renkli ışıkların verdiği güven kaybolunca kimi gidip insan tacirlerinin eline düşüyor, kimileri uyuşturucu tüccarlarına eleman oluyor. TV yapımcılarımız sadece bu programların renkli kısımlarını topluma yansıtıyor. Sonuçlarını sürekli gizliyor. İnsanları kullanıp kullanıp paçavra gibi atıyor. Bu tür programlar hemi de günün en verimli saatlerine konuluyor. Eğitici programlar günün geç saatlerine bırakılıyor. Açık oturumlar. İbret belgesi olarak izlenmesi gereken programlar adeta toplumdan gizlenmeye çalışılıyor.
Programları sunanlar bir başka problem; Dört tane kazı güdemeyecek olanlara yetmiş milyona program sunduruyorlar. Bu tür programları sunmak için kültür, dil, eğitim gerekmiyor. Fiziği düzgün olsun, orasını burasın açsın, insanları horoz gibi birbirine iyi düşürsün yeterli görülüyor.
Teknoloji dünyayı öyle küçülttü ki televizyonda bizim izlediklerimizi dünyanın en geri kalmış ülkeleri bile bizden önce izliyor. Olumsuzlukları aleyhimize çevirmek için ne gerekiyorsa yapılmaya çalışılıyor. Biz ise bu gibi programları sergilemeye devam ediyoruz.
Terör ülkemizi kasıp kavuruyor. Bununla ilgili bir açık oturumu kaç kişi izler acaba? Saat yirmi dörtten sonra konan bir siyaset meydanı programını kaç kişi izleyebilir?
Bu tür paparazzi programları bizi sefalete sürüklüyor. Başka ülkeler bunu niye yapmıyor? Dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül saldırılarının olumsuz görüntülerini acaba niye dünya kamu oyuna yayınlamadı? Irak'ta, Filistin de olanları çarşaf çarşaf neden sergiliyor? Kadın programlarına uzman şartı getirildi. Kaçı buna uyuyor? Gelenler niye müdahale etmiyor? Ağlayanları, cımbırdayanları, insanların temiz duygularını sömürmeye kalkanları niçin göremiyoruz?
Devletin resmi eğitim kumlarının yapması gereken eğitim işini niçin bu tür programlarla geçiştirmeye çalışıyoruz?
Sokakta hanım hanımcık, beyefendi gibi yürüyen vatandaşa hiç kimse bakmaz. Sokakta birbirini döven, arkadaşlarına sataşanların başına beş dakika içinde bir yığın insan toplanır. Sorarım insanlara; bu bir reyting midir, yoksa rezaletin getirdiği panik atak mıdır?
Televizyon programlarına gelip duygu sömürüsü yapanlara hayırsever iş adamlarımızdan, sosyal yardım kurumlarından yardım topluyoruz. Ertesi gün artarak yenileri geliyor. Toplumu asalaklaştırıyoruz. Ben mağdurum diyen herkese toplumu inandırmaya çalışıyoruz. Bu gün A kanalında, yarın B kanalında, öbürsü gün C kanalında insanları maşa gibi kullananları bile görmek istemiyoruz.
Umut Tacirleri
BGG evleri, sözde müzik yarışmaları, kadın paparazzi programları televizyonları kasıp kavuruyor. Bu programların sunucuları reyting uğruna insanları alabildiğine kullanıyor. Programlar sonlanınca geride bir yığın mağdur bırakıyor. Renkli ışıkların verdiği güven kaybolunca kimi gidip insan tacirlerinin eline düşüyor, kimileri uyuşturucu tüccarlarına eleman oluyor. TV yapımcılarımız sadece bu programların renkli kısımlarını topluma yansıtıyor. Sonuçlarını sürekli gizliyor. İnsanları kullanıp kullanıp paçavra gibi atıyor. Bu tür programlar hemi de günün en verimli saatlerine konuluyor. Eğitici programlar günün geç saatlerine bırakılıyor. Açık oturumlar. İbret belgesi olarak izlenmesi gereken programlar adeta toplumdan gizlenmeye çalışılıyor.
Programları sunanlar bir başka problem; Dört tane kazı güdemeyecek olanlara yetmiş milyona program sunduruyorlar. Bu tür programları sunmak için kültür, dil, eğitim gerekmiyor. Fiziği düzgün olsun, orasını burasın açsın, insanları horoz gibi birbirine iyi düşürsün yeterli görülüyor.
Teknoloji dünyayı öyle küçülttü ki televizyonda bizim izlediklerimizi dünyanın en geri kalmış ülkeleri bile bizden önce izliyor. Olumsuzlukları aleyhimize çevirmek için ne gerekiyorsa yapılmaya çalışılıyor. Biz ise bu gibi programları sergilemeye devam ediyoruz.
Terör ülkemizi kasıp kavuruyor. Bununla ilgili bir açık oturumu kaç kişi izler acaba? Saat yirmi dörtten sonra konan bir siyaset meydanı programını kaç kişi izleyebilir?
Bu tür paparazzi programları bizi sefalete sürüklüyor. Başka ülkeler bunu niye yapmıyor? Dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri 11 Eylül saldırılarının olumsuz görüntülerini acaba niye dünya kamu oyuna yayınlamadı? Irak'ta, Filistin'de olanları çarşaf çarşaf neden sergiliyor? Kadın programlarına uzman şartı getirildi. Kaçı buna uyuyor? Gelenler niye müdahale etmiyor? Ağlayanları, cımbırdayanları, insanların temiz duygularını sömürmeye kalkanları niçin göremiyoruz?
Devletin resmi eğitim kumlarının yapması gereken eğitim işini niçin bu tür programlarla geçiştirmeye çalışıyoruz?
Sokakta hanım hanımcık, beyefendi gibi yürüyen vatandaşa hiç kimse bakmaz. Sokakta birbirini döven, arkadaşlarına sataşanların başına beş dakika içinde bir yığın insan toplanır. Sorarım insanlara; bu bir reyting midir, yoksa rezaletin getirdiği panik atak mıdır?
Televizyon programlarına gelip duygu sömürüsü yapanlara hayırsever iş adamlarımızdan, sosyal yardım kurumlarından yardım topluyoruz. Ertesi gün artarak yenileri geliyor. Toplumu asalaklaştırıyoruz. Ben mağdurum diyen herkese toplumu inandırmaya çalışıyoruz. Bu gün A kanalında, yarın B kanalında, öbürsü gün C kanalında insanları maşa gibi kullananları bile görmek istemiyoruz.
|
|
|
|
|
Seçim Türküsü
Mahalli seçimlerde genellikle parti fanatiklerinin dışında kalan vatandaşlar seçilecek Belediye başkanının, belediye encümenlerinin İl genel meclisi üyelerinin, mahalle muhtarlarının partilerini göz önünde bulundurmazlar. A Partili kendi partisinin dışın da başka partilere de rahatlıkla oy verebilir. Bunun nedenlerinden bazılarını şöyle sıralayabiliriz ;
Seçilecek kişinin becerisi nedir !
İktidara yakınlığı nedir !
Yöre halkının yapısına yakınlığı nedir !
Konuşurken çevresini etkileme gücü nedir !
Bilinenleri, bilinmeyenleri nedir !
Tepkiler karşısında direnci nedir !
Baskılar karşısında sabrı nedir !
Bu işte köşe dönmekte , kuru çula oturmakta var karşılama gücü nedir !
Ben kendimi örnekleyebilirim ; Ben bulunduğum mahalleye muhtar olabilir miyim dersiniz.
Asla !
Bunu bile bile bir seferde denedim. Gerçekliğini de gördüm. Açık ve belirgin nedenleri var : Bir kaçını şöyle sıralayabilirim ;
Yolun kenarındaki kaldırımı söküp arsasına katana madalya takamam ki !
Belediyenin getirdiği çöp bidonunu kaçırıp evine baca yapana göz yumamam ki !
Kapım pis oluyor diye, kapısına konan çöp bidonunu komşunun kapısına yuvarlayana müsamaha edemem ki !
284 Metrekare arsasını 500 Metrekareye çıkarana aferin diyemem ki !
Kaçak elektrik kullanıp parasını yetmiş milyonun sırtına sarana sen ne güzel vatandaşsın diyemem ki !
Tuvalete bile özel aracıyla gidene yardım dağıtama ki !
Komşunun kapısına gidip pislik edenle ben sarmaş dolaş olamam ki !
Tuvalete pislemeye girip kapısına destan yazana müsaade edeme ki !
Hizmet için oyumu alıp sonra bana arkasını dönene yaptığın doğru diyemem ki ! Mahallenin birine son sistem çöp konteynırı koyup diğerine teneke kutuyu çok gören görevliyi pofpoflaymam ki !
Mahallenin birini parke taşlarla cicileyen bicileyen, bir başkasını çamurlara batıran yöneticinin sırtını sıvazlayamam ki !
Ömründe hiç su parası veremeyen vatandaşı göremeyen, kapısından kaçak sineklerin bile geçemediği vatandaşın evine kaçak su aramaya giden görevliye elpençe divan olamam ki
Üç tarafı açık, okul kampüsü yapıyorum diye minik öğrencilerin yolunu duvarla kapatan görevliye ne güzel kampüs yaptın diyemem ki !
Mezarlıkta bir parselin başına dedesini defnedip sülalesine yer ayırana fatiha okuyamam ki !
Köpeğinin ölüsünü kapımdaki çöp bidonuna atanı hayırla anamam ki !
Kendi doğrularım dururken, benim ki de doğrudur diyen her söylenene itibar edem ki !
Ben böyle olursam KIL ABİ vatandaşta oy vermez tabii !
Yaşımız ilerledi . Ne türküler çalıp söylemedik ki ! Ağıtlar yaktık, ninniler söyledik, keloğlan masalları anlattık, kör oğlu destanları yazdık İnönü'den, Ecevit'ten, Demirel'den, Çiller'den, Erbakan' dan çok şeyler gördük. Kimine lanet okuduk, kimine övgü yağdırdık. Şunun da bilinmesi gerek; Bu türkü çok söylenir, ne kadar içli ve duygulu söylenirse söylensin toplumu tek yöne yönlendiremezsiniz.Bu demokrasilerin vazgeçilmez özelliğidir.
29.12.2007
|
|